Türkçede "göz atmak," "yola çıkmak," "vazgeçmek" gibi fiil ve edat kombinasyonlarıyla oluşturduğumuz deyimsel ifadeler vardır. İngilizcede de benzer şekilde, bir fiilin yanına bir veya birden fazla edat (preposition) ya da zarf (adverb) eklenerek oluşan ve genellikle asıl fiilin anlamından farklı bir anlam taşıyan yapılara "phrasal verb" denir. Bu ders, özellikle B2 seviyesindeki kullanıcılar için daha ileri düzey, üç kelimeli (three-part) phrasal verb'leri ve günlük hayatta daha az duyulan ancak yaygın kullanılan diğer phrasal verb'leri konu bazında inceleyecektir.
Yapı
Phrasal verb'ler, fiil ve bir veya birden fazla edat/zarftan oluşur. Özellikle üç kelimeli phrasal verb'ler her zaman ayrılmaz (inseparable) yapıdadır ve nesne her zaman en sona gelir.
Olumlu (Affirmative)
Three-part phrasal verb'lerde nesne her zaman edatlardan sonra gelir.
| Subject | Verb | Adverb/Preposition(s) | Object |
|---|---|---|---|
| I | put | up with | this noise. |
| She | looks | forward to | the weekend. |
| He | got | away with | cheating. |
Örnekler:
- I can't put up with his constant complaining anymore. (Onun sürekli şikayetlerine daha fazla katlanamıyorum.)
- We are looking forward to our holiday next month. (Önümüzdeki ayki tatilimizi dört gözle bekliyoruz.)
- She got away with a warning, not a fine. (Para cezası yerine sadece bir uyarı ile kurtuldu.)
- He needs to catch up on his sleep. (Uykusunu telafi etmesi gerekiyor.)
- They came up against some unexpected problems. (Bazı beklenmedik sorunlarla karşılaştılar.)
Olumsuz (Negative)
Olumsuz cümlelerde "not" yardımcı fiilden sonra gelir. Phrasal verb'ün kendisi değişmez.
| Subject | Auxiliary Verb + not | Verb | Adverb/Preposition(s) | Object |
|---|---|---|---|---|
| I | did not (didn't) | put | up with | the noise. |
| She | does not (doesn't) | look | forward to | the weekend. |
| He | will not (won't) | get | away with | cheating. |
Örnekler:
- I didn't put up with his attitude. (Onun tavrına katlanmadım.)
- She doesn't look forward to Mondays. (Pazartesi günlerini dört gözle beklemez.)
- He won't get away with lying this time. (Bu sefer yalan söylemekle kurtulamayacak.)
- We haven't caught up on the news yet. (Henüz haberleri takip edemedik.)
- They didn't come up against any major issues. (Herhangi bir büyük sorunla karşılaşmadılar.)
Soru (Question)
Soru cümlelerinde yardımcı fiil başa gelir.
| Auxiliary Verb | Subject | Verb | Adverb/Preposition(s) | Object |
|---|---|---|---|---|
| Did | you | put | up with | the noise? |
| Does | she | look | forward to | the weekend? |
| Will | he | get | away with | cheating? |
Örnekler:
- Did you put up with the bad service? (Kötü hizmete katlandın mı?)
- Do you look forward to your birthday? (Doğum gününü dört gözle bekliyor musun?)
- Will he get away with paying less tax? (Daha az vergi ödeyerek paçayı kurtarabilecek mi?)
- Have you caught up on all your emails? (Tüm e-postalarını takip ettin mi/yakaladın mı?)
- Did they come up against any opposition? (Herhangi bir muhalefetle karşılaştılar mı?)
Kullanım Alanları
Phrasal verb'ler genellikle günlük konuşma dilinde ve daha az resmi durumlarda tercih edilir. Anlamları çoğu zaman tek kelimelik fiillerden daha spesifik veya daha canlıdır.
Konu Bazında Phrasal Verb'ler
İş ve Kariyer
- Catch up on (something): Bir şeyi telafi etmek, yetişmek, eksiklerini tamamlamak.
- I need to catch up on my paperwork. (Evrak işlerimi telafi etmem gerekiyor.)
- Come up against (something): Zorluklarla karşılaşmak, yüzleşmek.
- The project came up against several unexpected delays. (Proje birkaç beklenmedik gecikmeyle karşılaştı.)
- Follow through on (something): Bir şeyi sonuna kadar götürmek, sözünü yerine getirmek.
- It's important to follow through on your commitments. (Taahhütlerini yerine getirmen önemlidir.)
- Knuckle down (to something): Ciddi bir şekilde bir işe girişmek, sıkı çalışmaya başlamak.
- I really need to knuckle down to my studies if I want to pass. (Geçmek istiyorsam derslerime gerçekten sıkı çalışmam gerekiyor.)
- Run into (problems/difficulties): Sorunlarla karşılaşmak.
- We ran into some technical problems during the presentation. (Sunum sırasında bazı teknik sorunlarla karşılaştık.)
İlişkiler ve Sosyal Hayat
- Put up with (someone/something): Birine/bir şeye katlanmak, tahammül etmek.
- I can't put up with his constant negativity. (Onun sürekli olumsuzluğuna katlanamıyorum.)
- Look forward to (something): Dört gözle beklemek, sabırsızlanmak.
- We're really looking forward to seeing you next week. (Gelecek hafta seni görmek için gerçekten sabırsızlanıyoruz.)
- Get along with (someone): Biriyle iyi geçinmek.
- Do you get along with your new colleagues? (Yeni iş arkadaşlarınla iyi geçiniyor musun?)
- Break up with (someone): Biriyle ayrılmak (ilişkiyi bitirmek).
- She broke up with her boyfriend last month. (Geçen ay erkek arkadaşından ayrıldı.)
- Hang out with (someone): Biriyle takılmak, vakit geçirmek.
- I usually hang out with my friends on weekends. (Hafta sonları genelde arkadaşlarımla takılırım.)
Teknoloji ve Günlük Yaşam
- Get away with (something): Bir şeyden paçayı sıyırmak, cezasız kalmak.
- He thought he could get away with cheating on the exam. (Sınavda kopya çekerek paçayı sıyırabileceğini sandı.)
- Keep up with (something/someone): Bir şeye/birine ayak uydurmak, geride kalmamak.
- It's hard to keep up with all the new technology. (Tüm yeni teknolojiye ayak uydurmak zor.)
- Look up to (someone): Birine hayranlık duymak, örnek almak.
- She really looks up to her older sister. (Ablasına gerçekten hayranlık duyuyor.)
- Come up with (an idea/solution): Bir fikir/çözüm bulmak, ortaya atmak.
- Can you come up with a better plan? (Daha iyi bir plan bulabilir misin?)
- Go through with (something): Bir şeyi (zor da olsa) yapmak, tamamlamak.
- Are you sure you want to go through with this decision? (Bu kararı gerçekten uygulamak istediğine emin misin?)
Yaygın Hatalar (Türkçe Konuşanlara Özel)
Türkçe konuşanların phrasal verb'leri kullanırken yaptığı bazı yaygın hatalar vardır. Bunlar genellikle phrasal verb'lerin ayrılmaz/ayrılabilir yapısı veya anlamlarının direkt çevirisiyle ilgilidir.
❌ Phrasal verb'ün kelimelerini ayırmak
Türkçe düşünce yapısında fiil ve edat birbirine yapışık olarak tek bir kelime gibi davranırken, İngilizcede, özellikle de three-part phrasal verb'lerde, fiil ve edatlar arasında nesne kullanmaya çalışmak yaygın bir hatadır. Three-part phrasal verb'ler her zaman ayrılmazdır; nesne her zaman en sona gelir.
| Yanlış | Doğru |
|---|---|
| I can't put his complaining up with. | I can't put up with his complaining. ✓ |
| She looks her holiday forward to. | She looks forward to her holiday. ✓ |
| He got the crime away with. | He got away with the crime. ✓ |
Neden: Three-part phrasal verb'ler (fiil + edat + edat/zarf) her zaman ayrılmazdır. Bu tip phrasal verb'lerde nesne her zaman en sona, yani üçüncü kelimeden sonra gelir. Bu yapıyı tek bir anlam birimi olarak düşünmek, hatayı önlemeye yardımcı olacaktır.
❌ Anlamı tahmin etmeye çalışmak
Phrasal verb'lerin anlamları genellikle fiilin kendi anlamından çok farklıdır ve kelime kelime çevrilerek anlaşılamaz. Türkçe'deki "vazgeçmek" (vaz + geçmek) gibi düşünmek yanıltıcı olabilir.
| Kelime Kelime Çeviri | Gerçek Anlam |
|---|---|
| "Put up with" → "Yukarı koymak ile" | Katlanmak, tahammül etmek |
| "Look forward to" → "İleriye bakmak e" | Dört gözle beklemek, sabırsızlanmak |
| "Get away with" → "Uzaklaşmak ile" | Paçayı sıyırmak, cezasız kalmak |
Neden: Phrasal verb'ler deyimsel ifadelerdir. Bileşen fiil ve edatların tekil anlamları, bir araya geldiklerinde oluşan yeni anlamı nadiren yansıtır. Bu yüzden, tıpkı deyimler gibi, phrasal verb'leri de bütün bir birim olarak öğrenmek ve ezberlemek gerekir.
❌ Resmiyet seviyesini karıştırmak
Phrasal verb'ler genellikle günlük ve daha gayri resmi dilde kullanılırken, akademik veya çok resmi metinlerde genellikle tek kelimelik eşanlamlıları tercih edilir.
| Phrasal Verb (Gayri Resmi) | Tek Kelimelik Eşanlamlı (Resmi) |
|---|---|
| Put up with | Tolerate, endure |
| Look forward to | Anticipate |
| Get away with | Evade punishment |
| Come up against | Encounter, face |
| Follow through on | Implement, fulfill |
Neden: Türkçe'de de günlük dilde "yola çıkmak" derken, daha resmi bir dilde "harekete geçmek" veya "seferine başlamak" gibi ifadeler kullanabiliriz. İngilizcede de phrasal verb'ler genellikle "colloquial" yani günlük konuşma diline özgüdür. Bu nedenle, yazışmanın veya konuşmanın bağlamına göre doğru resmiyet seviyesindeki ifadeyi seçmek önemlidir.
İpucu: Phrasal verb'leri her zaman bağlam içinde, cümlelerle birlikte öğrenin. Tek başına kelime listeleri ezberlemek yerine, hangi durumlarda kullanıldıklarını anlamak çok daha faydalıdır.
Hızlı Kontrol
- I can't ____ (put / up / with) his rude comments any longer.
- She's really ____ (look / forward / to) her vacation next month.
- He thought he could ____ (get / away / with) shoplifting.
- We ____ (come / up / against) a lot of resistance to the new plan.
- You need to ____ (catch / up / on) your sleep this weekend.
- Don't expect him to ____ (follow / through / on) his promises.
- Did you ____ (get / along / with) your new boss at the meeting?
- I really ____ (look / up / to) my English teacher.
Cevaplar
- put up with (bir şeye tahammül etmek anlamında three-part phrasal verb)
- looking forward to (dört gözle beklemek, "be looking forward to" yaygın bir yapıdır)
- get away with (bir şeyden paçayı sıyırmak anlamında three-part phrasal verb)
- came up against (karşılaşmak, geçmiş zaman olduğu için "came" kullanıldı)
- catch up on (bir şeyi telafi etmek, eksiklerini gidermek)
- follow through on (bir sözü/planı tamamlamak, yerine getirmek)
- get along with (biriyle iyi geçinmek, soru formunda yardımcı fiil ve özne ayrılır)
- look up to (birine hayranlık duymak, örnek almak anlamında three-part phrasal verb)
Özet
- Three-part: put up with, look forward to, get away with
- Always inseparable (object goes at end)
- Best learned in context, by topic
- Often have one-word formal equivalents
Örnekler
- I can't put up with this noise.
- She looks forward to the weekend.
- He got away with cheating.
Örnek alıştırmalar
Kurstaki alıştırmalardan örnekler.
The team decided to ___ the new intern, despite his lack of experience, because of his enthusiasm.
Boşlukları doldurun.
After weeks of negotiations, they finally came up with a solution to the problem.
If you 'run into' someone, it means you physically collide with them, not meet them unexpectedly.